Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 01.10.2025 Tarihli Esas No: 2024/2750, Karar No: 2025/1780 Kararı Üzerine :
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, ihale süreci tamamlandıktan sonra imzalanan sözleşmenin uygulanması aşamasında, sözleşme hükmüne dayanılarak tesis edilen ve kamu gücüne dayalı idari işlem niteliği taşımayan bir işlemin iptali istemiyle açılan davalarda adli yargının görevli olduğuna hükmetmiştir.
Bu kapsamda, idarenin yükleniciden “kilit uzman/takım liderinin değiştirilmesini talep eden” işleminin, ihale sürecine değil, sözleşmenin ifasına ilişkin olduğu kabul edilmiştir.
Bu karar, kamu ihale hukukunda yargı yolunun belirlenmesi bakımından uzun süredir tartışmalı olan bir alana açıklık getirmesi nedeniyle önemlidir.
Kararın öne çıkan önemi şu başlıklarda toplanabilir:
- İhale süreci – sözleşmenin uygulanması ayrımını netleştirmesi
Danıştay, ihale sürecinde tesis edilen işlemler ile sözleşmenin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları kesin biçimde ayırmıştır. - “İdari işlem” görünümündeki her işlemin idari yargıya tabi olmadığı vurgusu
İşlem idare tarafından tesis edilmiş olsa bile, eğer sözleşmeden doğan borcun ifasına ilişkinse, idari yargının görevli olmayacağı açıkça belirtilmiştir. - AB fonlu ve PRAG kurallarına tabi ihalelerde de genel görev kurallarının geçerli olduğu
4734 sayılı Kanun’a tabi olunmaması, yargı yolu bakımından farklı bir rejim yaratmamaktadır. - Uygulamada sık yapılan görev hatalarının önüne geçilmesi
Özellikle “kilit personel değişikliği”, “uzman görevden alma” gibi işlemlerde yanlış yargı yoluna başvurulmasının önlenmesi açısından yol göstericidir.
Uyuşmazlığın Hukuki Çerçevesi
Uyuşmazlık, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yürütülen ve PRAG Satın Alma Kurallarına tabi bir ihale sonucunda imzalanan Teknik Yardım Hizmeti Sözleşmesinin uygulanması sırasında ortaya çıkmıştır.
Davacı, sözleşmenin tarafı olmamakla birlikte, yüklenici konsorsiyum bünyesinde kilit uzman/takım lideri olarak görev yapmaktadır. İdare, sözleşmenin 17. maddesine dayanarak, davacının değiştirilmesini talep etmiş; bu talep üzerine yüklenici tarafından davacının sözleşmesi feshedilmiştir.
Kararın Hukuki Gerekçesi ve Kritik Noktaları
1. İhale Süreci ile Sözleşmenin Uygulanması Ayrımı
Danıştay, yerleşik içtihadını teyit ederek şu ilkeyi vurgulamıştır:
“İhale safhası tamamlanıp sözleşme imzalandıktan sonra, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanına girer.”
Bu çerçevede, dava konusu işlemin:
- İhale sürecine ilişkin olmadığı,
- Sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıktığı,
- Sözleşme hükümlerine dayanılarak tesis edildiği
tespit edilmiştir.
2. İşlemin Kamu Gücüne Dayalı İdari İşlem Sayılmaması
Her ne kadar işlem idare tarafından tesis edilmiş olsa da Danıştay, işlemin:
- Re’sen ve tek yanlı idari tasarruf niteliği taşımadığını,
- Sözleşmeden doğan borcun ifasına yönelik olduğunu,
- İdari yaptırım veya düzenleyici işlem karakterinde bulunmadığını
belirterek, idari işlem vasfının bulunmadığına hükmetmiştir.
3. İdari Yargının Görev Alanının Sınırları
Kararda, idari yargının görev alanı şu şekilde sınırlandırılmıştır:
- İhale aşamasında tesis edilen işlemler → İdari yargı
- Sözleşme imzalandıktan sonra, sözleşmeden doğan borçların ifası → Adli yargı
- Sözleşmeden bağımsız, kamu gücüne dayalı tek yanlı işlemler → İdari yargı
Somut olayda üçüncü ihtimalin gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.
Kararın Uygulamaya Etkileri
Bu karar, özellikle şu alanlarda doğrudan etki doğurmaktadır:
- AB fonlu projelerde görev yapan kilit uzmanlar
- Teknik yardım, danışmanlık ve hizmet alımı sözleşmeleri
- İdare tarafından talep edilen personel değişiklikleri
- Görevli yargı yerinin yanlış belirlenmesi nedeniyle yaşanan usulden ret kararları
Uygulamada, bu tür uyuşmazlıklarda doğrudan idari yargıya başvurulması hâlinde davanın görev yönünden reddedilmesi kuvvetle muhtemel hâle gelmiştir.
Sonuç
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2025/1780 sayılı kararı, kamu ihale hukukunda sözleşme sonrası uyuşmazlıklarda yargı yolu ayrımını netleştiren ve uygulamaya yön veren önemli bir içtihattır.
Karar, idarenin her işlemine karşı idari yargıya gidilemeyeceğini; işlemin hukuki niteliğinin, yargı yolunun belirlenmesinde esas olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Yoruma kapalıdır.