Davacı Vekilinin Sürekli Mazeret Sunarak Duruşmalara Katılmaması: HMK ve Avukatlık Meslek Kuralları Açısından Değerlendirme

Bir hukuk davasında davacı vekilinin örneğin yedi duruşmanın altısına mazeret sunarak katılmaması, ön inceleme duruşmasına iştirak etmemesi, karar duruşmasına dahi gelmeyip “yokluğumda karar verilsin” talebinde bulunması; buna rağmen mahkemenin davayı kabul ederek davacı lehine hüküm kurması, uygulamada ciddi tartışmalara yol açabilecek bir durumdur.

Her ne kadar HMK’da taraf vekilinin her duruşmaya fiilen katılmasını zorunlu kılan açık bir hüküm bulunmasa da, yargılamanın temel ilkeleri, avukatlık meslek kuralları ve “dürüstlük kuralı” birlikte değerlendirildiğinde; sürekli mazeret pratiğinin olağan bir yargılama davranışı olarak kabul edilmesi oldukça güçtür.

I. HMK Sistematiğinde Duruşmaya Katılımın Önemi

6100 sayılı HMK’nın temel mantığı, tarafların yargılamaya aktif katılımı üzerine kuruludur. Özellikle:

  • ön inceleme aşaması,
  • tahkikat işlemleri,
  • sözlü yargılama,
  • iddia ve savunmanın somutlaştırılması,

bizzat tarafların veya vekillerinin aktif katılımını gerektirir.

HMK m.150’ye göre “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.” Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, taraflardan birinin yokluğunda yargılamaya devam edilebilmesi için karşı tarafın talebinin aranacağı belirtilmiştir.

HMK duruşmaya katılımı istisnai değil asli bir davranış olarak kabul eder.

II. Sürekli Mazeret Kurumu, Hakkın Kullanımı mı Yoksa Usulün İstismarı mı?

Tek bir mazeret veya zorunlu sebeplerle birkaç duruşmaya katılmamak elbette doğaldır. Ancak:

  • yedi duruşmanın altısına katılmama,
  • ön incelemeye gelmeme,
  • karar duruşmasına dahi iştirak etmeme,
  • buna rağmen davayı aktif biçimde sürdürme iddiası,

hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan bir görünüm ortaya çıkarabilir.

Çünkü davayı açan tarafın, kendi açtığı davayı fiilen takip etmemesi ile “davayı ciddi biçimde takip etme iradesi” arasında ciddi bir çelişki oluşur.

Bu noktada HMK m.29’daki dürüst davranma yükümlülüğü önem kazanır. Tarafların:

  • usul işlemlerini dürüstlük kuralına uygun yürütmesi,
  • yargılamayı gereksiz uzatmaması,
  • mahkemeyi sürekli mazeret mekanizmasıyla meşgul etmemesi,

beklenir. Sürekli mazeret pratiği bazı durumlarda “usul ekonomisi” ilkesine de aykırı sonuç doğurabilir.

III. Ön İnceleme Duruşmasına Katılmamanın Önemi

Ön inceleme, HMK’nın en kritik aşamalarından biridir. Bu aşamada:

  • uyuşmazlık konuları belirlenir,
  • tarafların iddia ve savunmaları netleştirilir,
  • deliller tartışılır,
  • sulh ihtimali değerlendirilir.

Davacı vekilinin ön incelemeye dahi katılmaması, davanın etkin takibi konusunda ciddi soru işaretleri doğurur.

Özellikle davacı tarafın sürekli mazeret sunmasına rağmen mahkemenin yargılamayı eksiksiz sürdürmesi; davalı açısından “silahların eşitliği” ve “hukuki dinlenilme hakkı” bakımından tartışma yaratabilir.

IV. Yoklukta Karar Verilmesi Her Zaman Sorunsuz mudur?

Teknik olarak mahkemenin taraf yokluğunda karar verebilmesi mümkündür. Ancak burada şekli uygunluk ile maddi adalet arasında ayrım yapılmalıdır.

Karar duruşmasına dahi katılmayan davacı vekilinin:

  • son beyanlarını sunmaması,
  • sözlü yargılamaya iştirak etmemesi,
  • hüküm tartışmasına katılmaması,

davayı fiilen takip etmediği yönünde yorumlanabilir.

Bu nedenle özellikle çok sayıda mazeret bulunan dosyalarda, mahkemenin “davayı aktif takip iradesinin gerçekten mevcut olup olmadığını” daha sıkı değerlendirmesi gerektiği savunulabilir.

V. Avukatlık Meslek Kuralları Açısından Değerlendirme

Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları açısından avukatın:

  • işi özenle takip etmesi,
  • yargı mercilerine karşı saygılı davranması,
  • mesleğin itibarını koruması,
  • işi sürüncemede bırakmaması,

beklenir.

Bir vekilin neredeyse tüm duruşmalara mazeret göndererek katılmaması; özellikle mazeretler rutin hale gelmişse, “özen yükümlülüğü” bakımından ayrıca değerlendirilebilir.

Çünkü avukatlık sadece dilekçe sunmak değil, yargılamayı fiilen takip etme faaliyetidir.

VI. Sonuç

Kanaatimizce;

  • tekil mazeretler doğal kabul edilse bile,
  • sistematik hale gelen duruşmaya katılmama pratiği,
  • ön inceleme ve karar duruşmasına dahi iştirak edilmemesi,
  • sürekli “yokluğumda işlem yapılsın” talebinde bulunulması,

HMK’nın ruhu ve Avukatlık Meslek Kuralları bakımından tartışmalı bir görünüm oluşturmaktadır.


Tags:

Yoruma kapalıdır.